Deniz-Der

Şehir Hatları | 468x60 reklam alanı


Son Haberler



29 Nisan 2013 | Kategoriler: Sağlık | Etiketler:

Bu çekirdeklerde lezzet gizli

Dutgiller familyasına dahil olan incir içerdiği yaklaşık 800 kadar tür içinde ticari öneme sahip meyve veren tek bitkidir.

Türkiye’de en lezzetli incir İzmir’de yetiştirilir.
Karayaprak, bardacık, şeker, mor, yediveren, patlıcan, kavak ve sultanselim çeşitleri Türkiye’de yetişen bazı incir türleridir.

Çok yüksek besin değerine sahip olduğu için doyurucu özelliği bulunan incir, diyet listelerinin de vazgeçilmezidir.

Tatlı meyvesiyle hafif olduğu kadar lezzetli de olan bu meyve, tatlılarda ve yemeklerde farklı tariflerin ortaya çıkmasına yardımcı olur.

İncirle lezzetli tatlılar elde edebilir, reçellerle kahvaltınızı süsleyebilir, anayemeklerinize ekleyerek otantik tatlar elde edebilirsiniz.

Tedavi edici özelliğiyle de yüzyıllardır kullanılan incir, yara ve hastalıklarda başvurulan bir ilaç niteliğindedir. İçerdiği A, B, C vitaminleriyle günlük yaşam için enerji ve zindelik sağlayan incir, bir çok farklı alana hizmet eder.

İncir, içerdiği yüksek oranlardaki protein, vitamin ve minerallerle hücrelerin yenilenmesini sağlayan bir besindir. Örneğin gün içinde tüketilen 100 gr. kuru incir ile, bedenin günlük gereksinimlerinden kalsiyumun yüzde 17’si, demir ve magnezyumun yüzde 30’u, fosforun yüzde 20’si, B1 vitamininin yüzde 5’i ve B2 vitamininin yüzde 4’ü alınmış olur.

Bağırsak hareketlerinin hızlanmasında uyarıcı madde olan incirle, özellikle çocuklar için bu konuda en sağlıklı uygulama hazırlanabilir. Doğranmış incirin üzerine dökülen kaynar suyla elde edilen karışım, boşaltım sisteminizdeki aksaklıklar için geçici çözüm verecektir.

29 Nisan 2013 | Kategoriler: Sağlık | Etiketler:

Şekerli besinler zararlı mıdır?
Şekerler saf karbonhidrattır ve yoğun enerji kaynağıdır. Bu besinlerin fazla miktarda tüketimi aşırı enerji alımının nedenidir ve vücut ağırlığının artmasına (şişmanlığa) ve besleyici değeri yüksek olan besinlerin tüketiminin de azalmasına neden olur. Bu nedenle bu tür besinlerin tüketiminin azaltılması büyük önem taşımaktadır. Bunun için; Fazla şeker içeren besinlerin ve içeceklerin tüketimi sınırlandırılmalıdır. Enerjimizin çoğunluğu tahıllardan (tam tahıl ürünleri), taze meyve ve sebzelerden, az yağlı veya yağsız besinlerden örneğin yağı azaltılmış süt ve ürünlerinden, yağsız et veya et yerine geçenlerden sağlanmalıdır. Asitli ve gazlı içecekler yerine süt ve ürünleri tercih edilmelidir. Şeker içeren içecekler yerine sadece su içilmelidir. Çay ve bitkisel çaylar şekersiz içilmelidir. Şekerli besin tüketiminden sonra dişler fırçalanmalıdır.

29 Nisan 2013 | Kategoriler: Sağlık | Etiketler:

Şeker hastalarının ekşi elma yemesi yararlı mıdır?
Şeker hastalığı, pankreastan salgılanan insülin hormonunun yetersizliği veya yokluğu sonucu kandaki şeker miktarının artmasıdır.
Diyet, şeker hastalığı tedavisinin temel unsurudur ve kişiye özeldir.
Her hastanın besin gereksinimleri, beslenme alışkanlıkları ve sosyoekonomik durumları farklıdır.
Şeker hastalarının diyetleri onların cinsiyet, yaş, fiziksel aktivite ve tedavi şekillerine göre değişmektedir. Buna göre hastaların bir günde tüketmeleri gereken yiyeceklerin enerji ve besin öğeleri diyetisyenler tarafından düzenlenir. Tüm meyveler meyve şekeri içerir ve diyetlerde belirli miktarlarda kullanılır.
Meyvenin ekşi ya da tatlı olması daha fazla tüketilebileceği yada kan şekerini yükseltmeyeceği anlamına gelmez.
Diyette önerilen miktarların üzerinde tüketilmemesi gereklidir.

29 Nisan 2013 | Kategoriler: Sağlık | Etiketler:

Neden her gün sebze meyve yenilmelidir?
Sebzeler ve meyvelerin mineral ve vitamin içerikleri oldukça zengindir.

Büyüme ve gelişmeye yardım ederler, hücre yenilenmesini ve doku onarımını sağlarlar.

Deri, göz, diş ve diş eti sağlığı için temel öğeleri içerirler, hastalıklara karşı direncin oluşumunda etkindirler, bağırsakların düzenli çalışmasına yardımcı olurlar.

Ayrıca dengesiz beslenmeye bağli şişmanlık ve kalp damar hastalıkları, hipertansiyon, bazı kanser türleri vb. kronik hastalıkların oluşma riskini azaltırlar.

Sağlıklı beslenmek için her öğünde taze sebze ve meyve tüketilmeye çalışılmalıdır. Günlük tüketilen sebze ve meyvenin iki porsiyonunun, yeşil yapraklı sebzeler veya portakal, limon vb. turunçgiller ya da domates olmasına dikkat edilmelidir.

29 Nisan 2013 | Kategoriler: Sağlık | Etiketler:

Daha çok evlerde denemekten çekindiğimiz, hazırlaması zor sanılan, ya da lezzetinin yanında sunum olarak da sofranızı zenginleştirecek tarifler vermeye dikkat ediyorum.
Ama okunma oranlarına baktığımda en çok “ev yapımı …. ” başlıklı tariflerimin okunduğunu gördüm ki, bu benim için çok sevindirici. Demek ki artık hazır gıdalara ara verip, yiyeceklerimizi kendimiz yapmaya başladık.

Gelelim mayalaması çok kolay olan ama, faydaları saymakla bitmez, vücutta kendi kendine sindirilen tek gıda olan yoğurda. Mayalamasını hemen hepimiz bilsek de, ya “sağlıklı açık süt” bulmakta zorluk çekildiğinden, ya da “vakit darlığından” evde yapmaktan çekinilen yoğurt tarifine. Çocuklarımı “ev yapımı yoğurt” ile büyüttüm.

Bu alışkanlığıma da, hala devam ediyorum. Ama yoğurtlarım artık daha lezzetli oluyor. Nedenine gelince, artık yoğurdumu “Ege ve Ayvalık’ta Kış Hazırlıkları” kitabından öğrediğim püf noktasına göre mayalıyorum.

Eğer güzel bir çiftlik sütü ile de mayalamışsam, çok fazla sulanmayan tam kıvamında bir yoğurt elde ediyorum. Epeyce bir denemeden sonra da sizlerle paylaşmak istedim.
Daha önce bilmeyenleriniz varsa, gerçekten de çok güzel bir püf noktası. Daha güzel ve lezzetli yoğurt için, sizlerin de önerecek püf noktalarınız varsa bizimle paylaşmanızı bekliyorum…

Malzemeler:
1 litre günlük süt,
1 yemek kaşığı yoğurt.

Hazırlanışı:
Sütü çelik bir tencereye alın, kaynatın. Kaynatma sırasında 5-10 dakika karıştırırarak sütü havalandırın. Süt kaynadıktan sonra altını kısın ve 15-20 dakika kısık ateşte, kaynamadan sıcaklığını koruyarak pişirmeye devam edin. Kaynattığınız sütü mayalamak istediğiniz kaba aktarın.
Kaytanıp, ılınmaya bıraktığınız sütü mayalama ısısı için sık sık kontrol edin. Süte parmağınızı sokup 7’ye kadar saydığınızda eliniz sütün ısısına dayanıyorsa maya için uygun sıcaklık demektir.
Bir kasede ılık sütle karıştırdığınız oda ısısındaki yoğurdu, kabın bir kenarından süte katın ve karıştırın.
Giriş yazısında bahsettiğim püf noktası: Mayalanan sütün üzerini bir süzgeçle örtün (süzgeç, sütün hava almasını sağlayacak).

Mayaladığınız sütün sıcaklığını koruması için kalın bir örtü ile etrafını ve üzerini iyice sarın.
Beş-altı saat sonra açın ve ağzı açık olarak buzdolabına kaldırın. Buzdolabında en az 5-6 saat mümkünse bir gün dinlendirdikten sonra servis edebilirsiniz. Buzdolabında bekletme süresi ne kadar uzatılırsa kıvamı daha iyi olur.

Dikkat edelim!
Mayalayacağınız kabı, üstünü saracağınız örtünün üzerine yerleştirin, hem mayaladıktan sonra örtünün kenarları ile etrafını ve üstünü kolayca örtersiniz, hem de ısısını daha iyi korumuş olursunuz.
Ben genellikle çömleklerde satılan yoğurtlardan alıp, kaplarını saklıyorum. Fotoğraf için cam kapta hazırlasam da, yoğurdumu onlarda mayalıyorum. Çömleğiniz yoksa, cam ya da porselen kaplarda mayalayın.
Eğer bir kilodan fazla sütten mayalacaksanız, tek bir kap yerine çeşitli ölçülerde ki kaplarda mayalayın. Kullanımı daha kolay olacaktır.
Yoğurdunuzu akşamüstü hazırlayın, böylece bütün gece buzdolabında dinlenmiş, kıvamını bulmuş olur. Ertesi gün rahatlıkla kullanırsınız.
Yoğurt (günlük) pastörize sütlerle biraz daha yumuşak kıvamda oluyor. Bildiğiniz bir çiftlikten aldığınız günlük sütle hazırladığınızda daha kıvamlı ve lezzetli olacaktır.
Yoğurdun faydaları:
Sindirimi kolaylaştırır. Çünkü, vücutta kendi kendine sindirilen tek gıda yoğurttur. Stres, alkol, kolalı ve karbonatlı içeceklerle zarar gören sindirim sistemini korur.
Yoğurt, doğal bir nefes kokusu ve diş taşı önleyicisidir.
Bazı bünyeler yapısı gereği sütteki laktozu sindiremez. Bu yüzden süt içemezler. Sütte bulunan laktoz, yoğurtta laktik asite dönüştüğünden, süt içemeyen kişiler gerekli besinleri yoğurttan sağlayabilir.
Kolesterol emilimini azaltır, probiyotik aktiviteye sahiptir. Tüberküloz hastalığına karşı doğal bir antibiyotik etkisi gösterir.
Kanserden, mide ve bağırsak hastalıklarından, mide, kolon ve ince bağırsak kanserlerine kadar birçok hastalığa karşı koruyucudur.
Güzellik için de çok önemli bir besin kaynağı olan yoğurt cilde parlaklık kazandırır.
Yüzde 61 oranında yağ yakıcı özelliği nedeniyle çabuk kilo vermek ve özellikle karın bölgesindeki fazla kilolardan kurtulmak isteyenler için de ideal bir besindir.

29 Nisan 2013 | Kategoriler: Sağlık | Etiketler:

KOŞMAK MI YÜRÜMEK MI ?
Artık hepimiz biliyoruz ki sağlık için egzersiz şart. Ama maalesef ki fitness endüstrisinin son 40 yıldır ısrarla savunduğu günde 45 dakika ila bir saat yoğun aerobik egzersiz (tempolu koşma) faydadan çok zarar veriyor. Yaşı müsait olanlar Jim Fixx`i hatırlayacaklardır. 1977`de yazdığı koşu kitabı bütün Dünya’da yankılar yaratmış, sırf ABD`de bir milyondan fazla satmıştı. Ama maalesef , 52 yaşındaki Fixx bir sabah koşarken kalpten ölmüştü. Bültenimizin bu sayısını yakın bir zaman önce okuduğunuz Taş Devri Egzersizleri makalesini yazan vücut geliştirme ve Fitness antrenörü Altuğ Duralın yazısına ayırdık.

Aerobik egzersizler sağlık için gerçekten yararlı mı?

Artık hepimiz biliyoruz ki sağlık için egzersiz şart. Ama maalesef ki fitness endüstrisinin son 40 yıldır ısrarla savunduğu günde 45 dakika ila bir saat yoğun aerobik egzersiz dictum’unun (koşu, spinning, vs.) batı toplumlarını getirdiği –ve dikkatli olmaz isek bizi de getireceği- nokta sürantrene olmuş, fit olmaktan uzak, bağışıklık sistemi ve metabolizması karman çorman bir nesil.

Bizler sabit bir tempoda uzun süre yoğun aerobik egzersiz(koşu, jogging, spinning, vs) yapmak için yaratılmadık. Doğada tek bir aktivite bile yoktur ki bu tür bir efor gerektirsin.

Ama merak etmeyin, mutat metodun neden işe yaramadığını inceleyerek, daha etkin –ve eğlenceli- bir metot üstünde konuşmaya başlayabiliriz.

Dr. Angel Keys’in bilimsel tutarlılığı fazlasıyla su götürür 1953 tarihli araştırmasıyla birlikte, belki de fitness endüstrisinin şu anki halini almasını sağlamış yegane eser olan Kenneth Cooper’ın 1968 tarihli “Aerobics” isimli kitabında hazret(!) yüksek yoğunlukta yaptığımız her saat için bir ödül puanı belirlememizi salık veriyordu, her kim ki en yüksek puana sahip olur, o kişi en sağlıklı ve en yağsız olandır.

Belki de iyi niyetlerle başlayan ama fitness endüstrisinin kar marjı ve de amortisman giderleri en fazla olan kardiyovasküler cihazlardan akan para için desteklediği bu yöntem sağlık peşinde koşanları 40 yıl boyunca aynı yanlışa mahkum etti.

Bu yöntem ise sadece vaat ettiği yararları sağlayamamakla kalmıyor, üstüne bir de sağlık riskleri taşıyor.

Öncelikle bu tür egzersiz –hele bir de, genelde tavsiye edildiği gibi yüksek düzeyde rafine karbonhidratlarla desteklendiğinde- sistemik enflamasyonu fazlasıyla arttırıyor, ve aynı zamanda sizi fazlasıyla kortizol’e maruz bırakıyor.

Bir diğer dikkat edilmesi gereken husus ise çalışma ekonomisi ya da fayda-maliyet eğrisi. Şöyle kabaca bir hesap yaparsak, bir kilometre koşmak için 1000 adım atmak gerekiyor ve koşarken atılan her bir adım alt uzuvlara vücut ağırlığının iki katı kadar baskı yüklüyor. Yani, Devlet İstatistik Enstitüsü rakamlarına göre ortalama 72 kilo olan bir Türk erkeği sadece 200 kalori yakmak için vücuduna travmatik bir 144000 kilo/144 Ton (Yazı ile, evet , yüz kırk dört ton) baskı yapıyor. Bunun yaratacağı kümülatif etkiyi bir düşünün.

Şimdi vücudun iki temel enerji sistemine bir göz atalım:

Birinci sistem, biz dinlenirken, uyurken ya da çok düşük düzey-uzun süreli fiziksel aktiviteler yaparken yağları enerji kaynağı olarak kullanan. Oksijenin olduğu (rahatça nefes alınabilecek) bir tempoda yağlar kolay bir şekilde yanar. Toplayıcılık yapmak ya da yeni bir av sahasına varmak için çok hafif tempoda kilometrelerce yürüyen Taş Devri atalarımız gibi.

İkinci sistem ise, kısa zamanda çok zor işleri yapmamızı sağlayan ATP bazlı sistemimiz. ATP devamlı kaslarımızda bulunur ve “yüksek oktanlı” bir yakıttır. Maalesef ki, nispeten kısa sürede bu stoklarımız boşalır, ama gene kısa sürede tekrar dolar. Bir yırtıcı tarafından yenmemek için hızla koşup bir ağaca tırmanan Taş Devri atalarımızı düşünün.

Dahası bu kısa süreli/patlamalı çabanın sonucu olarak kaslarımızda yeni bir güçlenme kıvılcımı oluşacak ve bir dahaki yırtıcıyla karşılaştığımızda daha atik ve güçlü olacağız. –Tam anlamıyla ve en mükemmelinden evrimsel adaptasyon…

Sonuç olarak, yağlar ve ATP bizim lokomosyon için kullandığımız temel enerji sistemlerimizdir.

Vücudumuz –glükoz formunda- karbonhidratı enerji kaynağı olarak kullanabilse dahi yağ ve ATP’yi her zaman için tercih edecektir.

Taş Devri atalarımız hiçbir zaman –bizim artık her gün yapmaya çalıştığımızın aksine- bir saat boyunca kalp ritimlerini yüksek seviyede tutmaya uğraşmadı. Organize avlarda dahi, avı kovalamak -sonunda avı yakalayamama şansı her zaman olduğu için- enerji korunumu açısından gayet verimsiz bir yöntem olurdu ve dahası bu güçsüz durumdayken başka bir yırtıcıya av olmak çok daha kolaylaşırdı.

Peki bu sürdürebilir olması için yüksek miktarda şeker gerektirerek insülin yüksekliğine yol açan, serbest radikallerin üretimini 20 kata varan oranlarda arttırarak oksidatif zararı arttıran, kortizolü yükselterek enfeksiyon, kemik yoğunluğunda düşüş ve kas kaybı yaratan yöntem dışında kullanabileceğimiz yöntem nedir?

40 ila 100 bin yıldır değişmeyen DNAmızı ve onun tercih ettiği enerji sistemlerini dikkate alırsak, gün içi aktivitelerimiz arttırmak suretiyle her gün düşük düzeyde aerobik egzersiz ile haftada 2-3 interval egzersizleri ve ağırlık çalışması yapmak en ideali olacaktır.

Toparlamak gerekirse:

Düşük düzey aerobik egzersizlerin yararları(yürüyüş, hiking, yüzme, bisiklet, vs):

• Kılcal damar yoğunluk ve kalitesini arttırmak
• Mitokondri işleyişini daha etkin hale getirmek
• Yağ yakım ve taşınma enzimlerini harekete geçirmek
• Daha eğlenceli ve sosyal bir egzersiz türü olması

İnterval ve Ağırlık egzersizlerinin yararları:

• Kas dokusunun güçlenmesi
• Aerobik kapasiteyi arttırmak
• Mitokondri işleyişini daha etkin hale getirmek
• İnsülin hassasiyetini arttırmak
• Egzersiz-Sonrası Oksijen Tüketimi’ni arttırmak yoluyla yağ yakımını hızlandırmak
• Büyüme hormonunu arttırmak suretiyle yağ yakımını hızlandırmak

Yüksek düzey aerobik egzersizlerinin zararları (koşu, jogging, spinning, vs.):

• Çok fazla karbonhidrat gerektirmesi
• Bunun sonucu olarak insülin dengesini bozması
• Verimli yağ yakımı metabolizmasına zarar vermesi
• Stres hormonu kortizolü arttırması
• Sistemik enflamasyonu arttırması
• Serbest radikaller üretimini yükseltmek yolu ile oksidatif zararı artırması
• Bacak eklemlerine aşırı derecede baskı yüklemesi
• Fena halde sıkıcı olması

29 Nisan 2013 | Kategoriler: Sağlık | Etiketler:

Göz tansi­yonu veya karasu hastalığı adıyla da bilinen glokom, milyonlarca insanı etkileyen yaygın bir göz hastalığıdır. Tedavi edilmezse görme kaybına neden olabilir.

http://www.keskinbora.com/index.php/glokom/

29 Nisan 2013 | Kategoriler: Sağlık | Etiketler:

Sema Aydoğdu
Çölyak,
Buğday, arpa, çavdar ve yulafta bulunan GLUTEN proteinin neden olduğu ince bağırsak hastalığıdır. Dünyada en sık rastlanan genetik hastalıktır. Sıklığı 100 kişide birdir. Her yaşta ortaya çıkabilir. En sık belirtileri ishal, karın şişliği ve kilo kaybıdır. Tüm organları etkiler. Tedavi ömür boyu glutensiz beslenmektir.

http://semaaydogdu.com/yazilar/detay/colyak/

29 Nisan 2013 | Kategoriler: Genel, Görüşler ve Öneriler | Etiketler:

1 mayıs
DENİZDER Tüm işçilerin emekçilerin ve çalışanların uluslararası birlik ve dayanışma gününü kutlar,
İnsanca bir yaşam ve çalışma koşulları için mücadele eden tüm çalışanlara mücadelelerinde başarılar diler.
1886 yılında günlük 8 saat çalışma hakkı için ABD işçilerinin genel greve gitmesi ile dünya gündemine girmiştir.

 

 

 

 

Devamını oku…

28 Nisan 2013 | Kategoriler: Etkinlikler, Faaliyetler, Galeri | Etiketler:

1 temmuzGeçmişe yolculuk..

Pendik Tersanesi ve Sulzer Motor Fabrikasının kuruluşundan bu güne çalışanların buluştuğu toplantı

20 Nisan 2013 Cumartesi günü Saat 2.00 de Kadıköy iskelesinde gerçekleşti.

Salonunun tamamen dolduğu bu tarihsel buluşma ile yıllardır birbirlerini görmeyen dostlar buluştu.

 

Devamını oku…