Deniz-Der

Şehir Hatları | 468x60 reklam alanı


Son Haberler



18 Nisan 2013 | Kategoriler: Tarihimizden | Etiketler:

520
Tersane-i Amirenin (Haliç Tersanesinin)520.yıl anısına
Haliç Tersanesi müdürü iken ALİ CAN bey tarafından diktirilmiş.
558.yılını kutlamak yine ALİ CAN beye nasip oldu.

18 Nisan 2013 | Kategoriler: Denizder, Duyurular, Genel | Etiketler:

ÜYE
Denizcilik Bankası T.A.O bağlı işyerlerinden yolu geçen 105 .000 Kişi olmuş.Aileleri ile birlikte 400.000 kişilik büyük bir aile .Herkes bu işyerlerinden ekmek yedi.
Halen hayatta olan herhalde 3.000-5.000 kişi vardır herhalde. Yoksa daha fazlası mı?
DENİZDER Tarihimize sahip çıkarak ,anılarda kalanları tekrar yaşatmak istiyor.
DENİZDER e üye olmak geçmişimize sahip çıkmak demektir.

18 Nisan 2013 | Kategoriler: Başkandan Mesajlar | Etiketler:

motorPendik-Sulzer Motor Fabrikası’nın Hikayesi
Bir süre önce, sinemalarda, “DEVRİM ARABALARI” adı altında oynayan filmde, devrimi simgeleyen ve tamamı Türk mühendis ve işçisinin emeği ile üretilecek bir otomobilin hikayesi konu ediliyor, bu otomobilin imalatı da, TCDD’nin Eskişehir Fabrikası’na veriliyordu.

 

 

Devamını oku…

18 Nisan 2013 | Kategoriler: Başkandan Mesajlar | Etiketler:

ali can
DENİZDER : Tersane-i Amirenin 558 .yılını kutladı.
İstanbul’un fethinden sonra Fatih’in ilk icraatlarından biri güçlü bir donanma inşa edebilmek için, Haliç’in kuzeyinde bugünkü Galata – Kasımpaşa kıyılarında bir Tersane kurulmasını emretmek olmuş.

1455 yılı 11 Aralık günü birkaç göz inşa kızağı ile Tersane Faaliyete geçirilmiş. Bugünlerde 11 Aralık tarihi bu sebeple “Tersaneciler Günü” olarak kutlanır.

 

 

Devamını oku…

18 Nisan 2013 | Kategoriler: Sağlık | Etiketler:

http://www.kefirtanesi.com/wp-content/uploads/2007/05/kefir.jpgKEFİR’in Tarihi

Kefir Orta Asya’da göçebe olarak yaşamlarını sürdüren Türkler tarafından 5000 yıl önce bulunmuştur. Hayvanları ilk evcilleştirdikleri zaman onların sütlerinden yararlanan Türkler yaşamlarının her alanında mayaladıkları süt ürünlerini her yere taşımışlardır. Sürekli yanlarında bulunan atlardan, keçi ve koyunlardan yararlanmışlar; at sütünden kımız, keçi veya koyun sütünden kefir üretmişlerdir.

 

 

 

Devamını oku…

18 Nisan 2013 | Kategoriler: Görüşler ve Öneriler | Etiketler:

imagesDoç. Dr. Erdem ÖZDEMİR
6331 sayılı İş Sağlığı ve İş Güvenliği Kanunu sadece İK’cıların değil, bütün Türkiye’nin gündemine oturdu.
İş kazalarını önleme kültürünün gelişmemiş olduğu bu topraklarda AB standartlarının devreye girmesi şok etkisi yarattı diyebiliriz. Uyduruk iskele ve tahtalar üzerinde inşaat, mantolama gibi faaliyetleri cambazlık yaparak yerine getiren kimseleri görmeye alıştığımız bir ortamdan AB düzeyine erişmek elbette kolay olmayacak. Kanunlar kolayca değişebilir ama kültürün değişmesi bu kadar kolay değil. Kanun, bu anlamda bir milat niteliğinde… Artık yeni bir döneme giriyoruz ve ülke olarak alışkanlıklarımızı değiştirmemiz gerekecek.

 

 

 

Devamını oku…

18 Nisan 2013 | Kategoriler: Sağlık | Etiketler:

Hızla kirletilirken ve de azalırken, petrolden sonra uğrunda savaşılacak en değerli doğal bir kaynak!…
İki vazgeçilmezimiz: Hava ve su…
Vazgeçilmezi, çoğaltmak istersek eğer; ne yardan ne serden ve ne havadan, ne de sudan diyebiliriz belki…

Devamını oku…

18 Nisan 2013 | Kategoriler: Sağlık | Etiketler:

Kefir fermente bir süt içeceğidir. Koyu ayrana veya sulu yoğurda benzeyen hafif ekşimsi aroması, ferahlatıcı tadıyla nefis bir süt ürünü. Mucizevi sırları ise içerdiği maya ve bakterilerde gizli. Bunlarda fermantasyon sırasında oluşuyor.

Devamını oku…

18 Nisan 2013 | Kategoriler: Sağlık | Etiketler:

1900 ‘lü yılların başında Kafkasyalıların uzun ve sağlıklı yaşamları bilim dünyasının da ilgisini çekmiştir. Rus bilim adamı Elie Metchnikoff’un Kafkaslarda yaptığı araştırmalarda kefir keşfedilmiştir.

Devamını oku…

18 Nisan 2013 | Kategoriler: Sağlık | Etiketler:

KEFİR’in Tarihi

Kefir Orta Asya’da göçebe olarak yaşamlarını sürdüren Türkler tarafından 5000 yıl önce bulunmuştur. Hayvanları ilk evcilleştirdikleri zaman onların sütlerinden yararlanan Türkler yaşamlarının her alanında mayaladıkları süt ürünlerini her yere taşımışlardır. Sürekli yanlarında bulunan atlardan, keçi ve koyunlardan yararlanmışlar; at sütünden kımız, keçi veya koyun sütünden kefir üretmişlerdir.

Daha çok yerleşik topluluklar tarafından üretilen peynirden, yoğurttan önce kefir üretilmiş ve insanların temel besin maddesi olmuştur.Sürekli göç eden topluluklar Orta Asya’dan gelerek Avrupa’ya yaptıkları akınlarda beslenmeleri ile Avrupalıların dikkatini çekmişlerdir.

Bu yüzden Avrupalılar Türklere ‘’Laktafagüs’’ (süt obur) adını vermişlerdir.

Beyinsel ve fiziksel gücü yüksek, protein beslenmesi fazla, çok güçlü ve sağlıklı vücut yapıları ile araştırmacıların ilgi odağında olmuşlardır.

Avrupa’nın salgın hastalıklardan kitlesel ölümleri yaşadığı zaman diliminde, büyük Hun imparatoru Atilla’nın orduları Roma’ya saldırdığı tarihlerde Türklerin hastalıklara karşı dirençli olmaları Avrupalılar için hep soru işareti olmuştur. Türklerin beslenmelerinde dikkat çeken kefir; Avrupalı tarihçiler tarafından o tarihlerdeki kayıtlara sihirli, mucizevi içecek olarak geçmiştir. Macaristan, Polonya ve İskandinav ülkelerinde bugün yerel olarak çok yaygın olan kefir Orta Asya’dan gelen Türkler tarafından getirilmiştir.

Ünlü gezgin Marko Polo seyahatlerinde kefirden söz etmekte , ancak bir türlü elde edemediğinden Avrupa’ya getiremediğini belirtmektedir.Tibet’te budist rahiplerin elde ettikleri kefiri sürekli mayalayarak tapınaklarında gelen ziyaretçilere şifa olarak dağıttıkları , hastaları kefirle iyileştirdikleri bilinmektedir.Kefir bütün dünyada dilden dile dolaşarak bir efsane haline gelmiştir.

Rusların uzun yıllar kefiri elde etmek için Türk toplulukları ile mücadele ettikleri ve bir türlü kefiri alamadıkları yine efsaneler arasındadır.5000 yıllık tarihsel gelenek Kafkasya’daki Elbruz dağlarındaki Türklerin geleneklerini sürdürmeleri sonucu günümüze ulaşabilmiştir.

Kefirin üretilmesinde kullanılan orijinal kefir daneleri babadan oğula geçen bir miras gibi değer taşımış, bir mücevher gibi diğer topluluklardan korunmuştur. Sürekli göç edenlerin kendi çadırlarının yanında özel topluluğa ait kefir çadırları kurdukları bilinmektedir.

Hastalıklara şifa olması nedeniyle kefir ‘’ Peygamber danesi, peygamber darısı‘’ gibi isimler almıştır. Kefir isminin Kafkas dillerinde ‘’en iyi yapıldı’’,Orta Asya Türkçesinde ve Arapça’da keyif veren, çoşturan anlamında ‘’keyf’’ veya köpük anlamında ‘’kef’’sözcüklerinden türediği öne sürülmektedir.

Uzun yıllar saklanan kefir; dilden dile dolaşan hikayeleri ile Kafkasyalıların Gençlik İksiri olarak anılmıştır. Uzun yaşam öyküleri olan , sık sık anlatılan bir asrı devirmiş 120- 140 yaşındaki Kafkaslılar ile yapılan söyleşilerde su yerine kefir içtiklerini belirtmişlerdir. Kafkasya’da hiçbir kanser vakasına rastlanmaması, hastalıkların çok az olması kefiri bin bir derde deva şifa kaynağı ve sağlık mucizesi olarak benimsenmesini sağlamıştır.