Deniz-Der

Tansel Timur : Cumhuriyet Tersanesi …Camialtı..

28 Nisan 2013 | Kategoriler: Genel, Sektörden Haberler, Tarihimizden | Etiketler:

0_2AaKEs819o_R-TZH2zyiEJbpVH6w-beHmPVfEJ6uLm-UDixe8cOyXMtCqLQNl8WXD-2m5Yq9JwMq
CAMİALTI NEDEN
“CUMHURİYET’İN TERSANESİ”DİR?
Bu metnin hazırlığında, çalışmalarından büyük ölçüde
yararlandığım Sayın Ali BOZOĞLU ile Doç. Dr. Sayın Gül
KÖKSAL’a en derin şükranlarımı sunmayı bir borç biliyorum.

 

 


Camialtı Tersanesi, Haliç’in kuzey kıyısında, Atatürk Köprüsü’nden başlayıp Hasköy’e kadar uzanan
yaklaşık 2 km’lik kıyı şeridinde konumlanmış olan Tersane-i Âmire’nin önemli bir parçasıdır.
Toplam 51 hektar büyüklüğündeki bir alan üzerinde ve Haliç, Camialtı, Taşkızak ve Hasköy
Tersaneleri’ni de kapsayan Tersane-i Âmire (ya da bilinen diğer adlarıyla Haliç veya İstanbul
Tersaneleri) İstanbul’un fethinden hemen 2 yıl sonra kurulmuş; Osmanlı İmparatorluğu’nun Yükselme
Devri’nde hızla gelişerek, Kanuni Sultan Süleyman döneminde Hasköy’den Azapkapı’ya kadar uzanan
sahada yaklaşık 300 gemi inşa gözü ile dünyanın en büyük tersanesi haline gelmiştir. Akdeniz’i askeri
açıdan bir “Türk Gölü” haline getiren güçlü Osmanlı Donanması Tersane-i Âmire’nin ürünü olup;
tersane değişik zaman dilimlerindeki yenileme, geliştirme vb. değişim ve dönüşümlerle günümüze
kadar ulaşmıştır.
Fatih’in o zamanlar Kadırga’da yer alan tersanede inşa edilen ve denize indirilirken batan bir gemiye
kızarak verdiği emir üzerine kurulmuş olduğu rivayet edilen Tersane-i Âmire’nin yayılı bulunduğu alan,
yüzyıllar süren bu değişim ve dönüşümler sonucunda, günümüzün mevcut gemi yapım, bakım ve
onarım tesislerini içeren teknolojik alt yapının sahibi haline gelmiştir. Tabii ki, Bizans ve Osmanlı klasik
dönemlerinden kalan tarihsel nitelikteki çok önemli kalıntılara da sahiptir. Gemi yapım, bakım ve
onarımı faaliyetinin yanı sıra, tersane ve gemi/deniz personelinin (o günkü yaygın söyleyişle
“bahriye”nin) ve onların aileleri ile çevrede yerleşik halkın sağlık sorunları, eğitimi vb. hep tersane
bünyesinde karşılanmıştır.
Tersane, Osmanlı döneminde kentin büyük programlı inşaat işlerinde de hizmet vermiş; okul ve
hastane yapıları gibi kent içinde ve kıyısında yapılan inşaatlara yardımcı olunmuş; cami, külliye gibi
büyük yapılara malzeme iletimi ve taşıma işinde, kale çizimi gibi teknik konularda, kazıklı temel, köprü,
duba vb. yapımında da önemli roller üstlenilmiştir. 1827’de ilk yüzer havuz ve ilk buharlı gemi, 1886 yılında ise ABDÜLHAMİD ve ABDÜLMECİD adları
verilen ilk denizaltılar Tersane-i Âmire’de inşa edilmişlerdir. Bugünlerde 240. Kuruluş Yıldönümü’nü
kutlamaya hazırlandığımız günümüzün İstanbul Teknik Üniversitesi’nin temelini oluşturan
Mühendishane-i Bahri-i Hümayun da Osmanlı’nın Tersane-i Âmire bünyesi içinde yer alan en önemli
eğitim kurumudur.
Başlangıçta birkaç göz kızağı, bir divanhanesi ve bir de mescidi olan tersanenin arazisi, 1484’de II.
Bayezid tarafından genişletilmiş; Kemal Reis, Burak Reis ve Piri Reis dönemlerinin donanmasının büyük
bir bölümü burada üretilmiştir. Daha sonra tersaneyi büyüten Yavuz Sultan Selim, ayrıca üstü kapalı
gemi inşa ve onarım kızakları da inşa ettirmiştir. Kapalı kızakların sayısının 200’e çıkarılması, Kanuni
Sultan Süleyman dönemine rastlar ve bu dönemde Tersane’ye ayrıca ambarlar ve mahzenler
eklenmiştir.
* * *
Cumhuriyet’ten önce gemilerinin bakım ve onarımı için Fener’de bulunan Sadi Bey Kızağı’ndan
yararlanan Seyr-i Sefain İdaresi, 1925’den sonra atölye olarak Camialtı’nı kullanmaya başladı ve Haliç
Tersanesi’ne taşındığı 1932’ye kadar da burada faaliyet gösterdi. 1939’dan itibaren Devlet Limanları
İşletmesi Umum Müdürlüğü’ne ait Liman İşletmesi’nin atölyesi olarak hizmet veren tersanede, Liman
İşletmesi’nin mavna, duba vb. deniz araçlarının bakım ve onarımı gerçekleştirildi.
Camialtı’nın dönüşümü, Türkiye Liman İşletmesi Umum Müdürlüğü ile Devlet Denizyolları Umum
Müdürlüğü’nün Devlet Denizyolları ve Limanları Umum Müdürlüğü adı altında 1944’de birleştirilmesi
ile başlar ve tersane Fabrika ve Havuzlar Müdürlüğü’ne bağlı olarak çalıştırılmaya başlanır.
Tersane’nin küçük çaplı bazı onarım, yenileme ve ekleme faaliyetleri ile geliştirilmeye çalışıldığı bu
dönem, 1952’de Denizcilik Bankası TAO’nın kuruluşuna kadar sürer.
Denizcilik Bankası’na bağlanan tersane, Ocak-1953’de bağımsız bir birime dönüştürülür ve CAMİALTI
TERSANESİ adını alır. Camialtı, çiçeği burnundaki Denizcilik Bankası’nın, daha çok bakım ve onarımla
görevlendirilmiş olan Haliç, Hasköy, İstinye ve Alaybey tersanelerinin yanında; ana işlevi yeni gemi
inşaatı olan tek tersanesi, diğer bir deyişle yeni gemi yapım üssü olacaktır. İlk Müdürü, tersaneden
kısa bir süre sonra ilk Genel Kurulu’nu toplayarak kurulacak olan Gemi Mühendisleri Odası’nın 30 Sicil
No.lu üyesi Gemi İnşaatı Yüksek Mühendisi Gafuri ERTAŞ’tır. Tersane’nin ilk gemisi ise, yapımına daha
önce başlanmış olan ve Van Gölü İşletmesi için parçalı imal edildikten sonra Tatvan’da birleştirilmek
suretiyle 1953’de denize indirilmiş olan İKİ NİSAN’dır.
Bu noktada özellikle ve mutlaka anılması gereken esas isim ise Cumhuriyet dönemi gemi mühendisliği
mesleğinin yüz akı ve gemi yapım-onarım sanayiinin kurucusu olan Ord. Prof. Ata NUTKU’dur. O
dönemde İTÜ’deki görevi ile birlikte Denizcilik Bankası’nın tersanelerle ilgili/sorumlu Yönetim Kurulu
Üyeliği görevini de yürüten değerli Hoca’mız, başta Camialtı olmak üzere Denizcilik Bankası
tersanelerinin çağa uydurulmasında en önemli rolü almakla kalmamış; dönemin bütün
imkansızlıklarına karşın, Haliç’te KARTAL Araba Vapuru ile başlayan ve tüm tersanelerde çeşitli Şehir
Hatları Vapurları ve Feribotlarla sürdürülen yeni inşa atılımını, ABİDİN DAVER kuruyük gemisi ile
taçlandırmıştır.Camialtı’nı “Cumhuriyet’in Tersanesi” yapan sürecin başlangıcı olarak, Müdürlük haline getirilirken
verilen karar uyarınca yeni inşa tersanesi olarak ayrılarak yapılandırılmaya başlanmış olması kabul
edilirse; bunun ilk halkası da 110 metreye yakın boyu ve 6.500 DWT taşıma kapasitesi ile ülkemizin
gemi yapımcılığı tarihinde bir sıçrama noktası olan ABİDİN DAVER gemisi olmalıdır. 7 Temmuz 1955
Perşembe günü denize indirilen ve dönemin koşulları nedeniyle ancak 1960’da donatımı
tamamlanarak ilk seferine çıkabilmiş olan ABİDİN DAVER’i Camialtı Tersanesi için önemli yapan bir
diğer husus da tersanenin “küçük kızak” olarak da bilinen ilk gemi inşa kızağının ABİDİN DAVER için
tasarlanmış ve tevsi edilmiş olmasıdır.
Ülkemiz gemi mühendisliği mesleği ve gemi yapımcılığı tarihi açısından dönüm noktası olan, bu
nedenle de özenle korunması ve gelecek kuşaklara değerli bir anı/simge olarak devredilmesinin
sağlanması gereken ABİDİN DAVER gemisinin, 31 yıla ulaşan aralıksız hizmetin ardından 1991’de
hurdaya ayrılarak sökülmek suretiyle yok edilmiş olması ise, ülkenin ama öncelikle de mesleğin ve
sektörün bağışlanmaz ayıpları arasında sayılmalıdır.
O güne kadar ülkemizde inşa edilmiş en büyük gemi olan ABİDİN DAVER’i, dizaynı Ord. Prof. Ata
NUTKU’ya ait olan; yandan çarklı, buharlı KARAMÜRSEL Araba Vapuru izlemiştir.
Haliç Hattı için düşünülen CAMİALTI-I ve CAMİALTI-II’den sonra ise -1962’de Gemi Mühendisleri Odası
tarafından kurulan ulusal klas kuruluşumuz- TÜRK LOYDU’nun klasladığı ilk gemi olması nedeniyle
gemi yapımcılığımız açısından başka bir simge olarak sayılması gereken ve hizmetten çıkarıldıktan
sonra satın alınarak Nisan-2011’den itibaren Türk Loydu’nun Tuzla Tesislerinde sergilenmeye başlanan
CAMİALTI Romorkörü inşa edilmiştir.Planlı dönem, Camialtı Tersanesi için yeni bir sıçrama imkanı sağlamıştır. I. Beş Yıllık Kalkınma
Planı’nda tersanenin yapabileceği en büyük gemi kapasitesinin 15.000 DWT’e çıkarılması karar altına
alınmış ve 30 tonluk kreyni ile birlikte yeni bir kızak ve rıhtımlar yapılmıştır. Atölyeler imkanlar
nispetinde çağa uydurulmaya çalışılırken, araç-gereç ve teçhizat da yenilenmiştir.
Bu yatırımlar yalnızca tersanenin değil, ülkenin de gemi yapım kapasitesinin katlanarak arttırılması
anlamına geliyordu. Ülkemizin ilk dizelli araba vapurları olan HAREM, EMİNÖNÜ ve SALACAK’tan
sonra; artık sıra, inşa edilebilmesi için yeni bir kızak yapılan AMİRAL ŞÜKRÜ OKAN’a gelmişti.
Cumhuriyet döneminde ülkemizde yetişen ilk gemi mühendisleri arasında yer alan ve Gemi
Mühendisleri Odası’nın 12 Sicil No.lu üyesi olan Gemi İnşaatı Yüksek Mühendisi Lütfi HIZLAN’ın
Tersane Müdürü, 124 Sicil No.lu Aykut ALTAY’ın ise İnşaiye Atölyesi Şefi olarak görev yaptığı yıllarda
inşa edilen AMİRAL ŞÜKRÜ OKAN 1969’da denize indirildi. Geminin inişinde ilk kez “kes sacı” yerine,
geminin eşi olan AMİRAL SADIK ALTINCAN’ı inşa etmiş olan Gölcük Tersanesi’nin bu gemi için
Amerika’dan getirtmiş olduğu “tetik” sistemi kullanıldı.
D.B. Deniz Nakliyatı TAŞ için inşa edilen 12.500 DWT’luk bu gemilerle ülkemiz gemi yapımcılığı sektörü
hedef büyütmüş ya da daha doğru bir deyişle çağ atlamış oluyordu. Camialtı Tersanesi’nin Amiral
Şükrü Okan Kızağı olarak bilinen büyük kızağı ile Abidin Daver Kızağı olarak adlandırılan küçük kızağı,
adlarını aldıkları gemiler gibi, korunması ve yaşatılması gereken tarihi değerler olarak, gemi
mühendisliği ve gemi yapımcılığımızın onur sayfalarındaki yerlerini çoktan almışlardır. Dönemin artık
tarihi birer kimlik kazanmış bu kızaklarının ürünü belli başlı gemiler olarak; TRUVA gemisinin eşi olarak
inşa ve 12 Aralık 1970’de denize indirilmiş olan İSTANBUL Feribotunu; SEDEFADASI, İNCİBURNU,
BOSTANCI şehir hattı gemilerini; BANDIRMA ve TEKİRDAĞ Feribotlarını sayabiliriz.Bunların hemen ardından kızağa konulan PREVEZE, ÇALDIRAN, MOHAÇ ve NİĞBOLU ile AĞRI,
ARTVİN, ANTALYA ve ANTAKYA kuru yük gemileri (kosterler), ülkemizin uluslararası kurallara tam
uygun inşa edilen öncüleridir. Bu gemiler, daha sonra uzunca bir süre özel sektör tersanelerinde inşa
edilen kosterler için örnek oluşturmuşlardır. Nitekim Deniz Nakliyetı TAŞ tarafından ilk kez bir özel
sektör tersanesine (Çelik Tekne-Sütlüce) verilen sipariş olan ÇEŞME, ÇİNE, SÖKE ve SÖĞÜT kosterleri
de daha sonra Camialtı’nda tamamlanmışlardır. Akdeniz’in ikinci kez ve yeniden -ama bu kez
ekonomik açıdan- bir “Türk Gölü” haline gelmesinde bu gemilerin ve ardıllarının rolü, kuşkusuz çok
büyüktür. Bu filonun fiziken ve teknolojik açıdan “yaşlanması”, ekonomik olma özelliğini yitirmesi ve
yenilenmesi için -hala- bir çaba gösterilmemesi, Akdeniz’de Türk Bayraklı gemilerin kuru yük
taşımacılığındaki önderliğinin kaybolmasına da yol açmıştır.
* * *
O yıllarda tersaneye kazandırılan bir diğer özellik ya da farklılık ise Camialtı’nın, bağlı olduğu Denizcilik
Bankası TAO ve tersaneleri için bir merkezi dizayn bürosu olarak düşünülmesi ve buna uygun
yapılandırılması olmuştur. Yukarıda sözü edilen şehir hattı gemilerinin projelendirilmesi ile BANDIRMA
ve TEKİRDAĞ feribotlarının -İSTANBUL feribotunun endazesinden yararlanılmak suretiyle- dizayn ve
inşa edilmesi, Denizcilik Bankası tersanelerinin bir çok dizayn mühendisinin Camialtı Tersanesi’ne
toplandığı ve yeni elemanlarla kadronun genişletildiği bu döneme rastlar.
O günlerin, hayata geçirilmesi -ne yazık ki- mümkün olamayan bir başka projesi ise ülkemizin o
büyüklük ve özellikteki ilk özgün dizaynı olan KRUVAZİYER TİP YOLCU GEMİSİ ile ilgilidir. 1973’de
Camialtı Tersanesi Dizayn Baş Mühendisliği Ana Dizayn Bürosu’nda dizayn çalışmalarına başlanan bu
proje 1974 sonlarına doğru sonuçlandırılmış; ancak günün koşullarının elverişsizliği nedeniyle
gerçekleştirilme imkanı bulunamamıştır. Yıllar sonra sektörde önemli görevler üstlenmiş olanların
büyük bölümü, bu projede görev alan genç gemi mühendisleri arasından çıkmıştır.
Bunu hatırlatmışken, bu kararların altında imzası ve uygulamada büyük emekleri olan, dönemin
Denizcilik Bankası TAO Genel Müdürü, Gemi Mühendisleri Odası’nın 23 Sicil No.lu üyesi, Gemi İnşaatı
Yüksek Mühendisi Celalettin EROL, Camialtı Tersanesi Müdürleri ve Gemi İnşaatı Yüksek Mühendisleri
64 Sicil No.lu Nuri TRAKYALI ve 54 Sicil No.lu Cemal KARADEMİR ve özellikle bir çok dizayner ve teknik
ressamı eğitmek suretiyle sektöre kazandırmış olan Camialtı Tersanesi Dizayn Baş Mühendisi, Gemi
İnşaatı ve Makinaları Yüksek Mühendisi 135 Sicil No.lu Rıza HELETELİ anılmadan geçilmemelidir.
* * *
70’lerin sonlarına doğru Amiral Şükrü Okan Kızağı yeniden tevsi edilir ve 18.000 DWT’a kadar dökme
yük gemilerinin inşa edilebileceği kapasiteye yükseltilir. Böylece, Tersane’nin yıllık çelik işleme
kapasitesi 6.000 tona, yıllık gemi inşa kapasitesi ise 21.000 DWT’a yaklaşmıştır. D.B. Deniz Nakliyatı
TAŞ’nin 18.000 DWT’luk BİTLİS, BURDUR, BOLU Dökme Yük Gemileri ile yine aynı kuruluşun 5.500
DWT’luk Yarı-Konteyner Gemileri, 1980-1990 arasındaki bu döneme aittir. Ülkemizde ilk kez 1/10
optik kesme sisteminin kurulması ve kullanılması da yine bu döneme ve Camialtı Tersanesi’ne
mahsustur.Camialtı Tersanesi’nin altın çağları olan bu dönemin son özgün dizaynı ve ürünü ise 80’li yılların
başlarında tamamen tersanenin Ana Dizayn, İnşaiye Konstrüksiyon ve Donatım Büroları tarafından
projelendirilen ve “aciliyeti” nedeniyle malzeme siparişine zaman ve imkan bulunamadığı için o sırada
tersanede inşaatı devam eden diğer gemilerin çelik malzemesinden arttırılanların değerlendirilmesi
suretiyle inşa edilen BOZCAADA feribotudur.
* * *
Son dönemlerde inşa edilen 4 adet araba vapuru, BAKÜ, AŞKABAT “passat” tipi çok maksatlı
konteyner gemileri ve İSKENDERUN Feribotu gibi büyük ve çok önemli bir projeden sonra, 72.000 m2
alana kurulu ve 400 metre boyunda rıhtım ile 140.0mx24.0m (Amiral Şükrü Okan) ve 91.7mx16.5m
(Abidin Daver) ölçülerinde 2 kızağa sahip, 80’lerin başlarında ülkemizde bir ilk olarak “shop priming ve
shot blasting tesisi” de kazandırılmış bir tersane için hesaba dahi katılamayacak miktar ve
büyüklüklerde “tekne”lerle -deyim yerindeyse- oyalanılmış ve bugünlere gelinmiştir.
* * *
Camialtı Tersanesi’nin aslında çok daha ayrıntılı ve uzun olan, ancak bu yazının sınır ve imkanları ile
ancak bu kadarının aktarılabildiği öyküsü, kısaca böyle.
Gemi mühendisliği mesleği ve gemi yapımcılığı tarihimizin, Fatih’in Tersanesi’nin bir parçası iken
Cumhuriyet’in Tersanesi’ne dönüştürülmüş ve dönemin en önemli çağdaş gemi yapım tesisi düzeyine
ulaştırılmış olan Camialtı Tersanesi’nin bugünkü içler acısı duruma gelmesinde pay sahibi olanları (bu
hazin süreç ayrı bir yazının konusudur); buna açık ya da kapalı destek olan ya da göz yumanları
affetmeyeceği kuşkusuzdur. Tıpkı İstinye Tersanesi örneğinde de olduğu gibi, bakkal dükkanı kapatma
kolaylığı ve rahatlığı ile Cumhuriyet’in Tersanesi’ni yok etmeye karar verebilenler, bunun utancı ile
yaşamaya mahkum kalacaklardır.
Tansel TİMUR
Gemi İnşaatı ve Makinaları Yüksek Mühendisi